öylesine
 
 
sılasına hasret bir nefes geldi derinlerden. anlattı; olmuşu, ölmüşü, bitmiş olanı. sonra, olacağı konuştu; güneşin dergâhındaki yoldaşlarından bahsetti. Sabaha kadar kapanmadı gözleri; bir şiirin pususuna yatmış şair gibi kitabını tamamladı. sorsalardı derdin neydi de bunca zahmete girdin diye: serdengeçti bir sevdanın düşünden kaçmış “öylesine” dizeler diyecekti.
 
sabaha kadar kendisiyle dertleşmişti; yazdığı şiirler ve kitap, düşünün bir parçasıydı. düş, gecenin karanlık yüzüne isyan edecek kadar gerçekti; büyüleyen yıldız tarlası kadar sihirliydi. kişi böyle kendisini hırpalar mı diye soracak olsalar: vereceği cevap tüm masumluğu ile “öylesine” olacaktı.
 
konuştuğu, yazdığı her şey bahar gülüşünde şiir kokuyordu; susuz kaldığı, namus düşkünü günlerin zorluğunu yaşamış olsa da kenar mahallelerde dolaşmayı adet edinmişti. sokaklarından tanıyordu kendini üç pula satanların evlerini. sorsalardı senin derdin ne diye: parayla pulla işim yok, “öylesine” bir dava benimki diyecekti.
 
uzayan geceyi bir tek o severdi; kendisiyle olan içsel dertleşmeleri bitmesin isterdi. oysa, insanlar kısa ve acımasız gerçeklerin gölgesine bırakırlardı umutlarını. sahi ilaçlarını almış mıydı çocuklaşan, yaramaz gece; kaçmaya çalışırken sohbetin koyu kıvamından. sorsalardı ne diye saçıyorsun şiir kılığına girmiş dertlerini: vereceği cevap tüm ciddiyetiyle “öylesine” olacaktı.
 
öyle de oldu…
 
✔ küsuratsız pi
öylesine
:: paylaş ::
Etiketlendi:         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 2 = 7