uykusuzun rüya analizi kaç kez şahit oldum yelkovanın akrebin üstünden geçmesine ve zaman lokomotifindeki telaşa yol uzadıkça soldum ak sakallı dede kıtlığında zor soruları kendime sordum rüyamda ha bire uykumu uyutup durdum ne de güzel uyuyor derdini unutan ülkenin
açıkta dövüşen dulda
açıkta dövüşen dulda kurbanlık başaklar gibi sallanıyordu insanların gam yüklü bedenleri hareket ettiklerini sanıyorlardı oysa oldukları yerde duruyorlardı yürümeyi bilen bir çocuk fısıldadı fırsat buldukça esen yele her yanı saran tipiye kibrinde dirilen pervasız düzene ham düşleri dalıyla
aradığınız vicdan bulunamıyor
aradığınız vicdan bulunamıyor iç çekmelerimi azat ettiğim yerdeyim yine de rüzgârda savrulan cümleleri ile hesap sorar kızımın bakışları unutmak mümkün mü seni arya nil mucizelere inanmaya sebebimsin hasretiyle yersiz yurtsuz gezginim karşıma çıkan karlı dağları ben yarattım kimsenin söylemesine
elbette gördüm
elbette gördüm üstündeki yırtık düşlerin pelerini ile şehri avuçlarına alarak koşuyor korkak masal kahramanlarını yere seriyor erik dalında asılı kalmış çocukluğum ömür penceresinden dalarak izliyor telaşların sokaklarda çarpışmasını özgür çıkıp parya olarak dönen kendini uzaklarda arayan gençliğim
yakında tüm kitapçılarda
iki satır
sevda küresinin yolcusu
sevda küresinin yolcusu kitap arasında kuruttum hasretin savurduğu güzü vuslatı anlatan şiirleri düşen yapraklara yükledim yeniden keşfediyorum senli cümleleri okudukça kayboluyorum yokluğunda ne de olsa sevda küresinde yolcuyum uzaklaştıkça yakınlaşıyorum sana ayazda kalmış yetim ezgiler de titrer
uslanmak yok
sabahın körü
sabahın körü düşü olmayan da uyanıyordu ulak olan suyu avuçlayarak kirli işlere bulaşmış gerçekleri umarsızca yüzünün coğrafyasına saçıyordu… amacı olmadan adımlayarak yolları aynı gündüzü binlerce kez yaşadı binlerce kez aymazlığın ufkundan battı ve kendinden sıkılmadan her sabah canlı
çeyrek aklımla
çeyrek aklımla yuvasından düşen yavru umuttum düştükçe kendimi kendimle avuttum tutunacak dal bulamasam da dünden miras kalan çeyrek aklımla dertlerin en güzeline tutuldum… tatavanın tavasında pişmemiş sözcüktüm dilden dile düştüm de oracıkta öldüm samimiyetsiz sohbetlerle gömdüler ama anlam
barışa koşan savaş atı
pazar miskini
imgemsin
imgemsin hasret rüzgârları getirir kokunu şiirden baharları yaratan eşsiz çiçeğimsin kucağını açar dağlarımın doruğu kavuşmayı bıkmadan anlatan imgemsin… ayaklarıma takılır saçtığın sözcükler karanlık cümlelerde açan güneşimsin dalı kırık olsa da kanatlanır gülüşler asık suratlı ormanı kuşatan imgemsin…
sakın kimseler bilmesin
sakın kimseler bilmesin ışığını kaybetmiş yetim gündüzüm güneşimi ararım dağların arkasında karanlığın sebebi benim, üzgünüm yaralı ormanları sardım asi kıvılcımla söz ver bana, sakın kimseler bilmesin… sudan sebeplerin çatlamış toprağıyım nefret tohumu susuz bırakır beni cennetteki evsizlerin çile
suskun kapı
hasretin boş bavulu
hasretin boş bavulu nelere sığındım uyandım durdum şiir tarlalarında neler sığdırdım akıp giden seneler ırmağına… az kaldı canevimin sultanı sen kutsadığım imgemsin seninle yıkacağım özlemin saltanatını şafakta… hayatın duvarsız okulunda düşe kalka yürüyen umut kokan acemi öğrenciyim sorgulayarak
![[ küsuratsız pi, kızıl tüy, muştulanan ezgiler, suat gürbüz, 3 ]](https://www.kusuratsiz-pi.com/wp-content/uploads/2026/05/kusuratsiz-pi-site-soz.png)