elbette gördüm

elbette gördüm   üstündeki yırtık düşlerin pelerini ile şehri avuçlarına alarak koşuyor korkak masal kahramanlarını yere seriyor erik dalında asılı kalmış çocukluğum   ömür penceresinden dalarak izliyor telaşların sokaklarda çarpışmasını özgür çıkıp parya olarak dönen kendini uzaklarda arayan gençliğim  

:: paylaş ::

uslanmak yok

uslanmak yok   gönlünü kırdığım erik dalı orada sarar çocukluğumu tüm kokusuyla yamalı sesimle bastırırım sokağı pencereler alışmışken sessiz manzaraya tek başıma kalsam da kibir kalesini yıkmadan uslanmak yok uslanmak teslimiyettir teslim olmak yok…   her taşın hatırası var yıktığım

:: paylaş ::

sabahın körü

sabahın körü   düşü olmayan da uyanıyordu ulak olan suyu avuçlayarak kirli işlere bulaşmış gerçekleri umarsızca yüzünün coğrafyasına saçıyordu…   amacı olmadan adımlayarak yolları aynı gündüzü binlerce kez yaşadı binlerce kez aymazlığın ufkundan battı ve kendinden sıkılmadan her sabah canlı

:: paylaş ::